İSRAİL GİZLİ SAVAŞLARI

2012-10-04 10:31:00

srail’in Akdeniz kıyı otoyolunun hemen dışında, Tel Aviv’in birkaç mil kuzeyinde, anayola hemen hemen paralel dizili tozlu okaliptüs ağaçlarının arasında, pek dikkat çekmeyen gri-beyaz beton bina­lar görülür. Kalabalık Glilot kavşağından sonra sola dönüp de otostop yapan askerleri geçince binaların arasında, ülkesinin istihbarat teşkilatlarında görev ya­parken ölmüş 400′den fazla İsrailli adına, herkesin görebileceği şekilde dikilmiş bir anıt görürsünüz. Anıt, belki de gayet uygun bir şekilde, âdeta bir la­birenti andırır; birbirine girmiş düz taş duvarlarda öl­müş olanların adları ve ölüm tarihleri yazar. Anıt, Bir­leşmiş Milletler’in, İngiliz yönetimindeki Filistin’in Yahudi ve Arap devletleri şeklinde ikiye ayrılması ko­nusunda oylamaya gittiği Kasım 1947′den başlayıp şu­bat 1989′da son bulan beş kronolojik bölüme ayrıl­mıştır. Son on beş yılı kapsayan bölüme “barış başlangıcı” adı verilmişse de orada bile 200′den fazla isim vardır. Otlarla kaplı açık bir amfiteatra kadar gi­den bazı boş duvarlar vardır ki bunlar da gelecek için ayrılmış, ölecek olanların isim ve ölüm tarihlerini bek­lemektedir. Bu anıt, bir casus avcısının rüyası olmalı. Ama resmi gizliliğin eli ölenler üzerinde bile hissedilir. İsimlerin yanında ölüm tarihleri vardır ama ölenlerin rütbeleri, birlikleri, yerleri ve bu askerlerin nasıl öl­dükleri konusunda en küçük bir bilgi bulunmaz. Bazı­ları yıllarca gölge gibi yaşayarak doğal nedenlerle ölmüştür ama bunların çoğu da aktif hizmetlerde ölenler gibi anonimdir. İçlerinden bazılarının hikâyeleri anlatılsa da çoğunun üzeri kalın bir k... Devamı

İNSANIN BEŞ ELBİSESİ VARDIR

2012-10-04 10:31:00

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. “Ey Ali, elbiseni kirlerden temizle ki, bu şekilde her bir ne­fesinde Allah Teâlâ’nın medet ve yardımına nâil olabilesin.” Dedim ki: “Ya Rasûlüllah, elbisem nedir?” Bana şöyle dedi: “Allah Teâlâ sana beş kaftan giydirmiştir: Sevgi kaftanı, marifet kaftanı, tevhid kaftanı, iman kaftanı ve İslâm kaftanı. Allah Teâlâ’yı seven kimseye her şey basit ve kolay gelir. Allah Teâlâ’yı bilen mârifet sahibine de her şey küçük görünür. Allah Teâlâ’yı tevhîd edip birleyen hiç kimse Allah Teâlâ’ya hiçbir şeyi ortak koşmaz. Allah Teâlâ’ya iman eden kimse, her şeyden emin ve güvende olmuştur. Allah Teâlâ’ya teslim olup İslâm dairesine giren herkesin Allah Teâlâ’ya isyân ve günahı azdır. Şayet O’na karşı bir kusur ve isyanda bulunacak olursa, derhâl özür ve tevbede bulunur. Bunu ya­pacak olursa, onun özrü ve tevbesi kabul edilir.” İşte o zaman, “Ve elbiseni temizle” [1]âyetinin manasını anladım.[2] [1] Müddessir, 4 [2] İbn Ataullah el-İskenderî, trc: Abdullah Mağfur,  Letâifül-Minen Fî Menâkıbı’ş-Şeyh Ebi’l-Abbas ve Şeyhihi Ebi’l-Hasan- Allah’ın İki Velî Kulu, Üsküdar Yayınevi, Nisan 2011 İstanbul, s. 123-124 ... Devamı

İNSAN EN DEĞERSİZ ŞEYİNİ KAYBETTİĞİNDE, HER ŞEYİNİ KAYBETTİĞİNİ

2012-10-04 10:28:00

Pers imparatoru Kambis Mısır seferine çıkarken zaferinden emindi. Çünkü bütün kâhinleri ittifak halindeydi.”Zühre yıldızı” demişlerdi hep bir ağızdan; “İmparatorun burcuna girdi.” Mısırın fethi yakındı. Öylede oldu. Kırk gün kırk gece sürer Nil’in yanı başındaki savaş. Ve Mısır düşer. Ama önceden müjdelenmiş bu fetih acımasız Pers İmparatoruna kâfi gelmez. Merkiz kalesinin önüne bir otağ kurdurur ve mağlup Mısır Kralı Kısamelutu huzuruna çağırtır.Amacı bellidir mağlup kralı daha da aşağılamak. Muzaffer Pers alayları otağın önünden geçer önce. Ardından mağlup Mısır ordusunun Generalleri; başları önde ve yüzlerinde horlanmanın utancı. Generalleri öteki rütbeli askerler izler süngüsü düşmüş mısır ordusunun sefil artıkları… Hangi Kral bu utanç verici manzara karşısında aşağılanmanın ezikliğini duymaz ki.Oysa Mısır kralı yüzünü kırpmamıştı öylesine gururludur öylesine soğukkanlı. Perişan bir halde önünden gecen ordu sanki kendi ordusu değilmiş gibi. Sonra kralın sevgili kızı Mısır prensesi geçer otağın önünden beş paralık bir cariye kılığında. Pers ordusunun çirkin bir aşçı yamağı saçlarından tutup sürükler prensesi. Bunu gören Mısır ahalisinin acı çığlığı yeri göğü inletir. Hangi yürek o güzeller güzeli prensesi böyle bir düşmüşlük içinde görmeye katlanabilir? Fakat Mısır kralının kılı dahi kıpırdamamıştır. Bir aşçı yamağının cariyesi olan kız sanki kendi kızı değilmiş gibi. Az sonra kralın biricik oğlu veliaht prens geçer otağın önünden… Kolları bağlı ayakları prangalı, iki yanında dağ gibi birer Pers askeri darağacına doğru sürüklerler veliaht prensi ve hemen ora... Devamı

İBLİS ve ŞEYTAN KARMAŞASI

2012-10-04 10:26:00

İnsanı yaratıldığı günden beri Şeytan, İblis ve kötülük, kavramları zihnini meşgul etmektedir. Dinlerde ve inançlarda şeytan ve İblis birbiri yerine kullanıldığı gibi bazen şeytan yerine kötülük, bazen de kötülük yerine Şeytan’ın kullanıldığı görülmektedir. Bundan dolayı Şeytan bir varlık mı yoksa kötülüğün nitelendirilmesinde kullanılan bir kavram mı olduğu hakkında yüzyıllardır tartışmalar yapılmış ve hala da yapılmaktadır. İblisin Şeytan kelimesinin menşei ve kökeni hakkında günümüze kadar birçok rivayet ulaşmıştır. İblis kelimesinin kökeni hakkında İslam âlimleri arasında ise birkaç görüş mevcuttur. Genelde İblis kelimesi eb-le-se fiilinden türemiş Arapça bir fiil olup manası yine aynı şekilde Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümidini kesmiş demektir. Kur’ân-ı Kerim’de İblis kelimesi 11 yerde geçmektedir. Arapçada şeytan: “isyankâr ve azgın olan her cin, insan, hayvan ve diğer her şeye denir.” Kur’ân-ı Kerim’de şeytan kelimesi 88 yerde tekil ve çoğul şekliyle geçmektedir. Kur’ân-ı Kerim her şeyden önce İblis’i ve dolayısıyla şeytanı insanın düşmanı olarak göstermiştir. Şeytan’ın da çeşitli şekillerde insanlardan ve cinlerden olabileceğini bildirmiştir. Bizim burada bahis açmak istediğimiz konu Şeytan’ın Allah Teâlâ’nın yaratmış olduğu insan-cin-hayvan gibi bir varlık cinsi olup olmadığıdır. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’de biz şeytan’ı yarattık veya şeytan şu türe ait bir varlıktır gibi bir ifade geçmediği gibi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin sahih sünnetinde de böyle bir ifadede bulunmamaktadır. Kur’an’ı ... Devamı

HAZRETİ İSÂ ALEYHİSSELÂMIN YARATILIŞINDAKİ SIR

2012-10-04 10:24:00

Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hazretlerine hamdü senalar ederiz ki, bizi fazl ve inâyet-i ezeliyesi ile nimetlerin en âlâsına ve efdal-i İlâhiyye’nin en azîzi olan iman ve İslam’la müşerref kıldı, cümle enbiyâ-ı mürselîn hazerâtının büyüğü ve kıyametten sonra dahi Cenâb-ı Hakk Teâlâ’nın, -”Yâ Habîbim Muhammed, vazifeniz tamam oldu” hitâb-ı İlâhîsi erişinceye kadar, şeriatın envâr ve fezâilinin bakî ve carî olduğu Seyyid-i Kâinat aleyhi ekmelü’t-tahiyyat aleyhissalâtü ve’s-selâm Efendimizin ümmetinden kılmıştır. Elhümdülillâhi Teâlâ. Ve yine hamdü senalar olsun ki; Mahkeme-i Kübrâ’da da Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin envâr-ı şeriat ve ba’si (gönderilişi) bakî olup, o günden sonra yine 80 bin sene tamam oluncaya kadar şefaati câridir. Şefaati carî oldukça ba’si dahi bakî olur. Yalnız Hakk Teâlâ 50 bin sene sonra mezkûr hitabı kendisine karşı tevcîh buyuracaktır. O hitap tevcîh oluncaya kadar, ümmetinin umuru ile iştigâl edecektir. Kelâmullâhi’l- ezelin ahkâm, envâr ve âyâtı dahi, o zaman Cenâb-ı Hakk Hazretlerinin Zât-ı Akdes’ine iade olunacaktır. Cennet ve cehennem ehli arasında da bir daha görüşmemek üzere durum hâsıl olacaktır. Rasülullâh aleyhisselâm, ümmetine ve ümmetinin hidâyet bulması için ne kadar haristir ki, Cenâb-ı Hakk Teâlâ’nın kendisine; -”Yâ Habîbim Muhammed, vazifeniz tamam oldu” diye hitap ettiği halde, daha 30 bin sene ümmetinin umuru ... Devamı