SAKLI SIRLAR

2012-12-05 09:03:00

İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi Hazretleri bu konuda buyurur ki; “Yok olunur, var olunur.”  “Yok olun. Yok olursanız, Allah Teâlâ var olur.” “Gardaşlarım! Nâci denilen fırka sizlersiniz. Bakarsınız bazı kişiler tarîkata giriyorlar. Çok geçmeden acayipten garaipten bahsetmeye kalkışıyorlar. Kendilerinin bir adam olduklarını zannediyorlar. Fakat büyük kim, küçük kim, o sonra belli olur.  Bizim tarîkatımıza gelen kimse uzun yıllar çalışır. Ancak kendi küçüklüğünü (yokluğunu) fark eder. Yetmez mi bu fark. Çünkü keramet (varlık) kulu Allah Teâlâ’dan uzaklaştırmaya yarar.[11]  İnsan, Ahlak-ı Muhammedi ile ahlaklanmalı kuldan istenen budur.  İnsan ile ebedi âleme gidecek kazanç da budur.[12] “Bir gün bize iki kimse geldi. “İsmail Efendi, sen bu şeyhliği buldun mu?  Çaldın mı?  Aldın mı? Dediler.  “Bende onlara; ne buldum, ne çaldım, ne de aldım. Hini sabavetimden beri, kendimi bir yokluk içinde ve yok bilirim;  dedim.”  Onlar; “Haydi, İsmail Efendi, imtihanı kazandın dediler.” —- Eskiden tarîkata intisap için gelenlere, şeyhler ilkönce şunu telkin ederlerdi. “Gardaşım, yüz sene önce sen var mı idin? Yüz sene sonra var mı olacaksın?” Sorulara hayır cevabını veren ihvana; “Gardaşım, iki yokluğun arasında olan da ne varlık olursa sen O’sun. Buna göre hareket et.” Yokluk tevhit mertebesinin başlangıcı ve sonudur. Tarîkat yok’tan, var’a giden bir yolculuktur. ... Devamı

KADER DEĞİŞSE DE NETİCE DEĞİŞMİYOR

2012-12-05 09:00:00

Kader ve kazanın girift noktasında akıl ancak ahmaklığı ile baş başa kalır. Bunu anlamak hem kolay hem de zordur. Günümüzün olayları hergün daha acaibat tarzında tezahür ettiğinden Ahmed Amîş kaddesellâhü sırrahu’l azîz Efendimizin kaderi ifşaatların tekrar hatırlamak uygundur. Ahmed Amîş Efendi kaddesellâhü sırrahu’l azizin müridânından biri Yunan Harbi sırasında gelmiş, demiş ki; -“Efendi hazretleri bir rüya gördüm, ama korkuyorum anlatamıyorum.” Ahmed Amîş Efendi; -“Oğlum rüya hayata benzemez anlat.” Mürid; -“Efendim, çok feci anlatılacak gibi değil.” -“Oğlum sen anlat, karışma, -Efendim, gördüm ki, Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem ile İsâ aleyhisselâm güreşe tutuşmuş.” Ahmed Amîş Efendi; -“İsâ aleyhisselâm yendi değil mi?” demiş. -“Evet Efendim, yoksa Yunan galip mi gelecek?” Ahmed Amîş Efendi; -“Sus” -“Yunan galip gelecekti. Allah Teâlâ’nın takdiri buydu. Lakin Yunan evliya kabirlerine saldırdı, çoluk çocuk kadın ihtiyar katletti, gayretullaha dokundu. Anadolu evliyası niyaz ettiler.  “Ya Rabbi bu belayı başımızdan al.”  Onun için yunan mağlup olacak, ama Yunan’ın galebesi ile hasıl olan netice bizimkiler eliyle olacak. (Hatta fazlası oldu.) Allah Teâlâ’nın kaderine razı olmadığı için Anadolu velileri tasarruftan düştüler. Allah Teâlâ’nın kahır sıfatının tecellilerine razı olamadılar. Ya Rabbî bunları def et diye yalvardılar.  ” Kader değişti fakat netice değişmedi. Allah Teâlâ’nın kahır sıfatına razı olmamanın sonucu olarak Yunanın galebesinin olacak ... Devamı

BEDDUÂNIN SIRRI

2012-12-05 08:56:00

Bir kadının bir tavuğu vardı, ondan başka hiçbir varlığı da yoktu. Bu tavuk, kadın için yumurtluyordu. Derken bir gün bir hırsız gelip tavuğu çaldı. Kadın ta­vuğun çalındığını öğrenince hırsıza bedduâ etmedi, bilakis bu işi Allah Teâlâ’ya havale etti. Hırsız tavuğu aldı, boğazladı ve tüylerini yoldu. Birden bire hırsızın yüzü tavuğun tüyleriyle kaplanı­verdi. Ne yaptıysa bu tüylerden kurtulamadı. Kime sorduysa hiç kimse onun tüylerden nasıl kurtulacağına dâir bir çözüm sunamadı. Derken İsrailoğullarından bir bilgine rastladı. Du­rumu ona da anlattı. Bilgin şöyle dedi: “Bunun ancak bir şifâsı vardır. Tavuğunu çaldığın kadının sana bedduâ etmesidir. Şâyet bedduâ edecek olursa, bu has­talığından da kurtulursun.” Bunun üzerine adam kadına bazı kimseleri gönderdi. Bu kimseler: “O senin tavuğun nerede?” diye sordular. Kadın: “Çalındı.” dedi. Onlar: “Desene çalanlar sana çok eziyet etmişler.” dediler. Kadın: “Evet öyle oldu.” dedi. Onlar: “Canını çok yakmış olmalılar, baksana yumurtasından da mahrum kaldın.” dediler. Kadın: “Evet öyle oldu.” dedi. Onlar bu şekilde sorularla kadının öfkesini iyice kabarttılar. Derken kadın, hırsıza bedduâ edi­verdi. Bunun üzerine hırsızın yüzünden tüyler dökülüp kayboldu. Bu durum İsrailoğullarından olan bilgine haber verildi. Bilgine: “Bunun bu şekilde iyileşeceğini nereden bildin?” diye sor­dular. O: “O kimse, kadının tavuğunu çaldığı zaman kadın ona bedduâ etmedi ve işini Allah Teâlâ’ya havale etmişti. Allah Teâlâ da kadı­nın yerine ondan intikam almıştı. Fakat kadın bedduâ ed... Devamı

AMERİKA, ASKERİNE NASIL SAHİP ÇIKIYOR?

2012-12-05 08:55:00

Buranın ne kadar “yabancı” bir ül­ke olduğunu bir kez daha hatırlatan bir olaydı yaşadığım. Amerika Bir­leşik Devletleri’ndeki bir şehirden diğeri­ne uçuyordum. Cep telefonları ve emniyet kemerleri ile ilgili bildik anonsların ardın­dan şu anons duyuldu: “Bugünkü uçuşu­muzda Amerika’nın kahramanlarından bi­ri var. Ordumuzun cesur askerlerinden biri. Hem de üniformasıyla. Hadi hizmet­leri nedeniyle onlara ne kadar müteşekkir olduğumuzu gösterelim.” Yolcular bir anda heyecanla alkışla­maya başladı. Aslında bazı havayolları bununla da kalmıyor, askerleri doğru­dan “business class”a alıyorlar. Ev eşya­ları satan dükkânlardan sinemalara ka­dar birçok işletme de askerlere indirim yapıyor, kampanyalar düzenliyor. Peki, savaş sona erip de ülkelerine temelli olarak döndüklerinde ne olacak? Bu ta­vır devam edecek mi acaba? Yoksa unu­tulacaklar mı? Bana daha uzun bir süre saygı görecekler gibi geliyor. Her şey­den önce aldıkları zorlu eğitim nedeniy­le bunu hak ettiklerini düşünüyorum. Kısa süre önce 101′inci Hava İndirme Tugayı’nın Kentucky Tennessee sınırın­daki eğitim alanını ziyaret ettim. Heli­kopterden halatla aşağıya inen koman­doları izledim. Bu eğitimin ordudaki en zorlu 10 gün olduğunu söylüyorlar. Ancak eğitim ve savaş sırasında gös­terdikleri özverinin karşılığını sokakta yürürken alıyorlar: Halk tarafından se­vilmek ve takdir edilmek olarak… Yüz­başı Ali Johnson bu ilginin farklı şekil­lerde ifade edilebildiğini anlatıyor. Kimi yemek yediği restoranda para almaya­rak, kimi sokakta elini sıkarak, sırtını sı­vazlayarak gösteriyormuş sevgisini. Halkın askerlere bu duygusal yaklaşı­mında 11 Eylül&rsquo... Devamı

ALLAH TEÂLÂ’NIN BİLMEDİĞİMİZ HAS KULLARI

2012-12-05 08:53:00

İslam literatüründe varlıklar; melek, insan, cin ve diğer kullar olarak sınıflara ayrılırken bunların içindeki sınıflamalarda kesinlik arz etmeyen birçok hususî durum vardır. Bizim buradan asıl ulaşmak istediğimiz konu çoğunluğun dikkatinden kaçan bir mevzudur ki konuyla alakalı tasavvufta Hızır aleyhisselâmın defterine kayıtlı olmayan insanlardan bahsedilmesidir. Bu insanlar gerçekte hakikaten var mıdır? Bu insanlar hakkında yapılmış bir araştırma olup olmadığını bugün için bilemiyorum. Bu konuyu düşünmemize neden olan meleklerin secde etme meselesindeki ihtilaftır. Âlimler bütün meleklerin Âdem aleyhisselâma secde etme meselesinde ihtilafa düşmüşlerdir. Şöyle ki;   Meleklerin Hz.Âdem’e secde etmelerini konu alan tüm ayetlerde melâike (melekler) kelimesinin çoğul olarak gelmesi ve özellikle Hicr, 15/30 ve Sâd, 38/73 ayetlerinde (fesecede’l-melâiketü küllühüm ecmaûn) “Derken bütün melekler topluca secde ettiler.” te’kid ifadesi olarak yer alan küllühüm (meleklerin tamamı) ve ecmaûn (topluca) kelimelerinin kullanılması, söz konusu secdenin bütün melekler tarafından yapıldığını göstermektedir. Alimlerin büyük çoğunluğu da bu görüştedir. 88 defa peş peşe gelen bu te’kid ifadeleri meleklerin bir kısmının secde etmemiş olabileceği ihtimalini ortadan kaldırdığı gibi, meleklerin tamamının aynı anda, bir defada ve topluca secde ettikleri anlamını daha da pekiştirmektedir. Gazzâlî (505/1111), Râzî (606/1209), Muhyiddin İbnü’l-Arabî (638/1240), Mevdûdî (ö.1979) gibi bir grup âlim ise Hz. Âdem’e secde eden meleklerin yalnızca yeryüzü melekleri olduğunu, bir kısım meleklerin v... Devamı